21 Haziran 2018 Perşembe

KOCA DÜNYA’DA SOSYAL HİZMET TEMSİLİ


                       
                                                             



Son yılların iri ufaklı gelişen Türkiye Sineması’nda Reha Erdem’in çıtasını düşürdüğü “Şarkı Söyleyen Kadınlar” ile özlediğimiz sinemasına giriş yapan Koca Dünya filminde “Sosyal Hizmet” üzerine düşünmek istedim. İtiraf etmeliyim ki, Erdem’in sinematografisinde “Hayat Var” dan sonra, beni etkileyen başka bir film gelmez diye düşünmüştüm.

Her ne kadar Reha Erdem, “filmimde herhangi bir metafor yoktur,” demişse de psikanaliz, ekoloji, veganizm, evrim ve birçok yönetmene (Lars von trier esintileri özellikle) oldukça atıfta bulunan filmde, aslında “Türkiye’de sosyal hizmet müdahalesinin” olamayışını, olamama halinin bireysel yıkımları açısından da incelenebilir sanıyorum. (En azından benim incelemek istediğim bu.)

Ali ile Zuhal yetimhanede tarafından büyütülen, iki gençtir. Ali, bir tamircide çalışarak hayatını kazanmaktadır. Başka bir ailenin yanında kalan kız kardeşi Zuhal  ile görüşmesine aile izin vermemektedir. Bu duruma daha fazla dayanamayan Ali kardeşini bir gün motosikletiyle alıp İstanbul'dan uzak bir yere kaçar. Ormanın derinliklerinde yaşamaya başlayan kardeşler için vahşi doğada hayatta kalmaya çalışmaktadır.

 Sosyal hizmette önemli görülen katılımcı metodoloji, “iyilik halini geliştirmek ve yaşam zorluklarıyla mücadele etmek için yapılarla ve insanlarla çalışılır” şeklinde ifade bulur.

Sosyal hizmet, yukarıdaki metodolojiyi çeşitli alanlar üzerinden uygulamaya çalışır. “Çocuk Alanı” bu alanlardan birini oluşturmaktadır. Filmde Ali ve Zuhal çocuk oldukları, kardeş olup olmadığını tam olarak bilinmemesine rağmen “yetimhanede” yetiştirildikleri, Zuhal’in evlat edinilmesi, evlat edinildiği ailede yaşadığı cinsel istismar,  sosyal hizmet açısından incelenmeyi açıklığa kavuşturan temel ögeler olarak karşımıza çıkıyor.


Sosyal hizmet uygulaması, bir ülkenin sosyal politikasından ve siyasal durumundan, koşullarından, imkanlarından bağımsız ilerlememektedir. Dolasıyle, kadına, çocuğa ve sosyal hizmetin alanına giren birçok dezavantajlı gruba (bu kelimeyi sevmiyorum) yönelik bakış açısı, uygulama ile paralel gider.

Filmde , karakterlerin kardeş olup olmadığını bilemediğimizin belirsizliği, aradaki doğanın görüntüleri ile kurulan erotik imaların kendisi, ensest tabusunu çağrıştırmaktadır, konuşulamayanı görüntüler ile sunmaktadır sanki Erdem. Uygulamanın uygulanamama imkansızlığını göstermektedir belki de.

En son birçoğumuzun “Karaman Olayı” ile hatırlayacağımız, Ensar Vakfı’ndaki çocuk istismarları sürecinde dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının Sema Ramazanoğlu’nun tutumu, filmde  Zuhal’in keçiye “baba” çığlık atması  içinde buluruz. Devlet, çocuklar için babadır, baba ise ya tecavüzcüdür ya da yoktur.

Zuhal’in yine “babası”nı arayan “delirmiş” kadın cesedine sarılması, çok yerinde bir sosyal hizmet ifşasıdır. Kurumların “kadın cinayetlerinde” etkin rol oynayamaması, tıpkı filmde olduğu gibi, kadını arayan “anneleri”ni kaybeden bir erkek güruhu, kadını “anne” olarak fanuslayan bir toplumun izleğidir. Baba, erkektir ve kadınlar babaları tarafından öldürülür.

Ali, Zuhal için bastırdığı erotizmi (o psikanalizin konusu emin değilim), trans kadın fahişe  ya da falcı olan fahişede bulur sanki. Sosyal hizmet,  dönemin sosyal algısına göre de şekillendiğini belirtelim. Sosyal hizmet deyince, literatüre sadece yaşlı, engelli, (herhangi bir grubun başka bir gruba üstünlüğü/hiyerarşisi değil kastettiğim) yoksullara sosyal yardım, gibi konuları koyarak ile yetindi yıllarca. Ali’nin sevişip kucağında “şefkati” aradığı trans kadını, devlet kadar görünmez kıldı. Erdem, geleceği yorumlayan düzcinsiyet kadının dolandırıcılığı ile trans fahişenin sessiz şefkati arasında bize soru üretmektedir. Ne önemi var?

Çocuk şarkıcı Aytül’ün aslında yine 90’larda çocukluğunu bildiğimiz Ceylan’ın bir şarkısını söylemesi, sadece Ali’nin Zuhal’e hissettiği anlamdıramadığımız erotizmi değil, aynı zamanda filmde çocuklara olan erotizmi ifade etmektedir. Yine bu sahne, Yunan yönetmen Alexandros Avranas’ın Yunan toplumunun ekonomik kriz ile sosyal politikaların çöküşünün sosyal çöküşe neden olduğunu kanıtlayan enfes yapıtı Miss Violence (Şiddet Güzeli) filmine benzemektedir, bu benzerlik belki de bilinçli bir, her iki toplumun geldiği noktayı gözler önüne serildiğini göstermektedir.

Koca Dünya’da kurumlar çökmüştür, babalar yoktur, bir taksi ücreti için yalvaran, taşra acil servislerinde  kimliksiz,  acı çığlıklarla“baba” larını arayan, orospular, tek ayakkabısı yerine konulamayan Külkedisi masalı, “korkmayan yalnız kalan sadece”ler vardır. Beden tecavüz edilmek için vardır, (Aracagök,2017) Koca Dünya’da kadınlar ve çocuklar tecavüz edilmek için konulmuştur.  Ülkedeki uygulanamayan ucuz sosyal hizmete tokattır. Giderek artan çocuk istismarlarına, kadın cinayetlerine, tumturaklı ses çıkartmayana bir “baba” çığlığıdır.

Erdem, ileriki yıllarda bize nasıl filmler verir bilinmez ama Koca Dünya, bir yenisi gelene kadar, psikolojiden, psikanalizden, sosyal hizmete kadar birçok disiplin tarafından yorumlanası,  sulu demagojiye kaçmayan, bir sinemaseverin “pekala başyapıt bu” dediği bir film bırakmıştır bu dünyaya.

                                                                                                             




Künye;

Koca Dünya, 2016
Yönetmen: Reha ERDEM
Oyuncular: Ecem Uzun, Berke Karaer, Hakan Çimeneser, Melis Akman, Murat Deniz, Ayta Sözeri,




KAYNAKÇA

Tolga, M. 2016, http://www.beyazperde.com/filmler/film-249225/
 Erişim Tarihi: 04.05.2018, https://www.sinemalar.com/film/242451/koca-dunya-2016
 Erişim Tarihi: 04.05.2018,  http://www.shy.hacettepe.edu.tr/tr/menu/genel_tanitim-10
Aracagök, Z. Sinecine, Sayı: 16, 2017, Reha Erdem / Koca Dünya: 'Crypt' + 'Effect'











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder