3 Ağustos 2017 Perşembe

bir hikaye neden yazılamaz?

                                                   
   Kaç gündür Ozan'ın anlattığı,  - parça parça - hiç tanımadığım ve onun için Ozan'a kızdığım bir ayıyı düşünüyorum. Ozan'ın dediğine göre, ülkenin kürt sevmeyen bir kürt şehrinde matematik öğretmeni. Kafasına göre "gay populasyonu" bulamıyormuş. Öyküsünü yazacaktım. Ozan ile parkta otururken dinlemiştim, kafamda hikayeler uçuşmuştu. Yazamadım. Cemil kavukçu, "küçük notlar alın" derdi, onlar birikir öykü olur sonra. Bir iki yersiz not aldım. Ozan'a onla ilgili daha fazla soru sordum, ama  o sikik uygulamada yazacağımı sanacak olmalı ki daha fazla detay vermedi.

  Sonra, Ozan, fotoğrafını gösterdi. İrkildim. Gece, köfte yer iken Ozan ile, "Şu senin ayı Kürt mü?" dedim. "Evet" dedi. Yakup'a benziyordu, Ozan'a söylemedim. Yakup ile ilgili hayatımı artık anlatmaz oldum insanlara. O saf aşığımı. Filmler izleyince o zaman anlattığımı hissedip, anlatmıyorum. Yakup, ibnelerin kürt olmasına inanamazdı. Tos konduramazdı belki de. Onlar dağda vuruşan kahramandı, götveren olamazlardı, ya da götsiken. 
   
   Hikaye düşledim ona, böyle bir cafede beklerken Ozan'ı, o bekleyişte, Matematiği, babasını çocukluğunu, belki de ilk aşkını - aşk?- monologladım. Ozan'a az biraz anlattım. Siyasal merdivenlerinde.  Yazamadım. 

   Yazamamamın birçok etmeni var. belki de hikaye beklemeli. Belki de Yakup haklı, kahraman olmayan kürtler yazılmaya değmez.

    Haftasonu bir çocuk ile buluştum. Biraya götürdüm. Sevişirken, başka birilerini hayal edemiyorum ben, hiçbir zaman yakup'la sevişir gibi yapmadım adamlarıma. Bu haksızlığı yapamam. Yapmadım. Her erkek, kendilerine saklı bir eşcinseldir. O damarı bulduğunda başka birine gerek kalmıyor. 

   Bazen bazı insanlar hiç tanımasam bile, karakter yapıyorum, kafamda döndürüyorum, bazılarını unutuyorum bazıları ise yazıya dönüşüyor, burada olsun başka yerde. 

  Acil servisten ayrıldığımdan beri, hasta haklarına yine verildim, burası amasya'dan farklı ama yine de Yusuf'un bana öğrettiği çok şey var, kotarıyorum, neyse, o acildeki doktoru özlüyorum, Titanic'teki Jack'in sulara karışması gibi karışıp gidiyor zihnimden, yine de Ozan'ın anlattığı ayıyla özdeşleştirdim. Ben çağrışımlarımın beni hasta ettiği bir ibneyim. 

  Özlediklerim arasında hala, o hakim var, ondan dolayı kaldıramıyorum uygulamamı, keşke numarasını silmeseydim, hiç tanışmayıp da sohbetinden zevk aldığım ve onu da karaktere dönüştürdüklerimdendi. 

  Umut'un ve o sikik LGBTİ derneğinin öğretemediğini aslında Ozan öğretti bana, lgbti deyince akla sadece askerlik, okul..vb gibi nicel şeylerden bağımsız nitel şeyler geliyor, birinin açılamaması, yanlış inanışlar, bazen birine ihtiyaç duyduğunda bulamayış, matematik bazen. 

  Bir hikaye neden yazılamaz bilmiyorum, ama sanırım büyüyorum blog, büyüyorum, hayatı ciddiye almıyorum, büyüdükçe, çok fazla işsizlik var mesela, çok fazla yoksulluk, daha az sertleşiyorum, avazım çıkmıyor, 

  Katı olan her şey buharlaşıyor. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder