17 Mart 2017 Cuma

Niye ki?


    Çok zor günler geçiriyorum, Blog. Bunu fiziki olarak söylemedim, yani benimle karşılaştığınızda, hastanedeki odamda, ya da telefon ettiğinizde, bir yerlerde bir şeyler yediğimizde, benimle seviştiğinizde, farkedeceğiniz türden değil. Aslında fark edin istiyorum. Tezer bir yerde; "Elimde buzda balık" demişti. Karşınızda bağıra bağıra ağlamak istiyorum. Ya da bir otobanda david lynch filminden çıkma hafıza kaybı yaşamak, "bana yemek yedirin" istiyorum. 

    Birden fazla etkileşim yaşadığım, insanların artık "o insan" olamadığını fark ettiğim için "aydınlanma " acısı da olabilir. Bilemiyorum. Murat - abim - "otuzuna gelince, anlıyorsun" demişti. Bunlar onun sancısı belki de. Birkaç hafta önce Diren'u bu bloğu önermiştim. Amasya'da iken okurdum, bence beni güçlendiren bir etkisi vardı. Hamide söylemişti. "Kırsalda tıp okuyan gay var, çok beğeneceksin." Doktorlardan nefret ettiğim için okumak istemedim. İbne de olsa doktor, doktordur. Okurken sinirlerimin, seksimin neden kaynaklandığını iyi argumanlarla kanıtlaması dışında, kendimi güçlü hissettiren yazılardı. Son yazısı dışında. Diren " iğrenç, içinde nefret var bu adamın" dedi. Twitter da kavga ettik sonra. Kendisinin çok önemsemeyeceğimi düşündüğüm bir lafı zincirleme olan gerginliklerin başlangıcı oldu: "Hiç okunmayan bloğunda birkaç tık alırsan belki sevinirsin." Her yeri kapatmak istedim. Kağıda yazmak, ortaokul günlüğü gibi. Birkaç tık alabilen başarılı doktor bloğu. Düşürdüğü bunalıma, şimdi "gayleri seviniz" diye kerimcan durmaz övecek. Okunmak için yazmıyorum. Yazıp bittiğinde kendimi boşalmış hissediyorum. Bu sadece sebep. Mail attım. Ama anlamamıştır. Neyse. 

   Melahat işten çıkarıldı. Hayır, tazminat, kıdem..vb. yüzünden, işten çıkmak zorunda kaldı. Hak savunucu dernekten, şirket yönetir gibi, siktir ettiler, "sizin pozisyona daha deneyimli birini aldık, ingilizce bilen, bilkent mezunu, princeton üniversitesi yüksek lisans." Utandım. Abdurrahman'a iş aradığım dönem gibi Melahat'e aradım. Evinde kaldım. Hamit de geldi. Düzenli gay. Harika "bear "sevgilisi ile tatile gitmiş. Benim neden yok diye düşündüm.? Neden birileri kapadokya tatili yapacak bir gay hayatım yok? İyiydi. Sonraki haftalarda mülteci çalışan bir arkadaşıma içki ısmarladım, iş görüşmesi gibi. Melahat için. Eren de gelmişti. O masada düşündüm. Herif melahat'e iş vermeyecek. Hesabın yarısını Eren ödedi. "Hiç araba alamayacağım." dedi yolda bir yerlerde. Melahat'ten ayrıldık. Sonra Melahat'i arayamadım. Birkaç gün sonra da ben kavga ettim o sikik dernek ile. Emeğe saygıları olsun isterdim, hiç. Yoktu ya da ben gereksiz fedakardım. Küçükken elimde gazeteden yırtıp sakladığım "Ahmet Yıldız fotografı vardı, böyle gülümseyen, pembe giyili." Ona bakıp ağlayamadım. En büyük aktivistim o idi. 

   Leyla'ya üzülüyorum, benim yaşadığım bu sinirlilik, açılamama, açılma, saklanma, hak , bok püsur, aynılarını lezbiyenler yaşıyor mu dedim, belki onlarınki kolaydır. Ne bileyim. Ülkece seviyoruz işte Lezbiyen pornosu, kadın bedeni filan. Belki ordan yırtar dedim. Sürekli sevgilisi fotoğraf atmasına bozulmadım. Onaylanmak istiyor. Onaylanmak istiyoruz. Birileri, "Ne güzel kızmış, getirsene akşam yemeğine" desin istiyor. Sadece "Seksten" var olmadığını kanıtlamak istiyor. "Ne yaparsan yap eve getirme" denmesin istiyor. Sikiş ama el ele tutuşma. Kimseye söyleme. Ankara'ya davet ettim bir ara. 

    Sırf bir şeyler yapıp, dernekten ayrılınca yazma kursuna gittim. Gidiyorum. Yusuf'la araşıyoruz. Başarısız öyküler yazıyoruz. Eren seviniyor. Ben de. Uğraş. Sinan geldi. Akşam konuştuk yazma üzerine. Politik yazmamı istiyor hala. Bu ülkede neyin politikliği? Kendim yaşayarak politiğim. Bilmiyor. Sadece leş adamlara götverdiğimi sanıyor. Konu bu değil, dinle:

   Eren'in zamanında ben çok aktivist dönemde evde dönen tartışmada, tartışmanın etkisi ile "ben biseksüelim" diyen gerzek bir arkadaşı geldi. Çocuk hornet indirmiş bu sefer. Parlak cd'lere yazıyor. Dedim, "kendini kalıplara sokma, sadece o insanlara şiddet gösterme yeter". Sinan bununla Bitlis'te alay ediyormuş. Düşünsenize, kendini tanımlamakta güçlük çeken Laço mu biseksüel arasındaki ayrımı anlayamamış birine, Bitlis'in sikik kahvelerinde, "Laann heee bu biseksüelmiş erkek götü de sikiyormuş" diye konuşup sonra "ne oğlum böyle insanlar var beaa kabul edin artık dünya değişiyor" diyerek bizim üzerimizden tatmin yapıyor Sinan. İğrenç.

  Sinan, heteronormatif sevgili edindi diye böyle oldu. Boş boş konuşmayın. Heteronormatif ilişkileriniz bize bakış açısınızı etkiliyor. Yusuf'un gerizekalı ablasından tut da, bokuk akın'dan,  (bunun içine herkesi alabilirsiniz,) Ceyda'ya kadar. Sanıyorsunuz, Modern Family' style yaşanacak, missvari, evet şuranın kahveleri çok güzel. Evlatlık edinelim mi Cem? Çocuk saf. Umursamıyordur. Ben üzüldüm onun adına. 

   Boşanmış abim geldi. Para istedi. İkiletmedim. Verdim. Sövmedim. Atakule'de bir yerlerde yemek de ısmarladım. "Kalabilirsin istersen biz de" dedim. Dolandırıcılık yapacakmış. Bir şey demedim. Bir şey hissedemedim blog, hissedemedim. Hissetmek istedim. Kafasını kırmak engel olmak istedim. Yapmadım. Ayrılınca bana durmadan yazan akademisyene gittim. 

  Akademisyen. "İşte burdan sonra artık iflah olamam."  Harika bir evi vardı. İyi döşenmiş. Duvarda kadınlar ile fotoğraflar. Belli "iyi gaylerden". Kahve içtik. Bir ara ne iş yaptığımı sordu. Küçümseyerek "Esnaf mı?" dedi. İşte tam o anda kalkıp gitmem gerek, kendimi sevmem, özgüvenim like cansu olsun yapmam gerek, ama yapamadım. Yerdeki Oya Baydar kitabına bakıp "Esnaflar Oya Baydar okumaz" dedim. Yazarlıktan konuştuk. Yazmak istiyorsam çok okumalıymışım. "Ulan orospunun çocuğu, küçüklükten beri zindan ettiğiniz hayatımda, yaptığım tek alan genişleten şey okumak" demedim. Rimming yapmak istedi. İzin verdim. Orgazm rolü yaptım. İyi becerdim rolümü. Doktora tezi bitip yurtdışına siktir olacak hayatında başarılı da bir cinselliği katalım esnaf abimizden. 

   Bitince aramayacağını anladığım anda, "Bir gün, doktora tezini verdikten sonra, beni ara sana şarap ısmarlayalım ve sadece birbirimizi sevelim. O gün. Tek bir günde. Olur mu?" dedim. Gerizekalı Oya Baydar'ı adamakıllı okusa, ne demek istediğimi anlardı. Aşağılandım. Kırsalda tıp okuyan gay'den daha da nefret ettim. Giderken, bana "Haneke" önerdi. "Aaa hiç duymadım, kesinlikle izleyeceğim" dedim. Beyinsiz.  Bir gün aramasını istedim. Sırf o harika ev için. Orosputarık. 

   Ceyda işten çıkınca kızdım. Kızmakta kesinlikle haksızdım. İnsanlar işten çıkınca neden kızıyorum diye düşündüm. İnsan üzülüyor. Elinden bir şey gelememe durumu. Nuriye Gülmen direniyor. Yanıbaşımızda hepimize ders veriyor kadın. İnadına. 

   Eren'e "Gel gidelim, bireysel emekliliğim var, bozdurup, düzgünce ev dizelim, bu AtErdoğan'dan kurtulalım" dedim. Akşamında kavga ettiler. Bağırış çağırış. Erdoğan ODTÜ kaprisi, hep haklı. Erkek ve güç yan yana. İri kelime. Eren bir yerde, çok bağırdı. İlk defa onu öyle gördüm. Bir yerde bakarak bana sanki,  ya da öyle hissetmiş olabilirim "Önemsenmek istiyorum.!" dedi. Şaşırdım. Hiç konuşmayan, hayatı değerli bir eşya gibi pırıl yaşayan biri, önemsenmek istiyorum diyor. Bunun için çaba sarfedip etmediğini düşünüyorum. Bana mı söyledi yoksa Hayata mı, Derneğe, Travma çalışmasına sivil toplum ağına girmek istiyordu, olmamıştı, Sikik Umut onunla sikişmek için buluşma ayarlayıp erteliyordu Ona mı, Ceylan'a mı, Babasına mı?. Erdoğan'a değildi kesin. Erdoğan anlamadı birbok zaten o tartışmadan. Bulaşık temizlik anladı. Ev terliği  gibiydi. Altı hep pislenen. 

  Odaya geçerken konuşmadık hiç. Ben akademisyeni arattım google'da. Joseph Condrad adına bir makale yayınlamış. Onu okudum çarpık ingilizcem ile. Şu ingilizceyi halledemedim. Sabah da annesi ölecek bir suriyeli çocuğa süt verdim. Duraksız sarıldı. Karşılık verdim. Sarıldım. Görüşme bitince, stajyerime izin verdim. Odada yalnızdım. Kesmeşeker açıpi ağladım. 

Anne palyatife alınacak. Do you know palyatif?
  
   Geçer değil mi?


22 Kasım 2016 Salı

Yarım


Altı ay önce buluşmuştuk Cengiz'le. Yine buluştuk. Ardıç Kafe'de. Cengiz'i öğrenci iken tanıyorum. Çıkardığımız şimdi ünlü yazar şişmesi "Peyniraltı" dergisini çalıştığı Yapıkredi Yayınları kitabevine bırakmak için. Bir keresinde yapıkredinin yazarlara yaptığı kitap alırken yazar indirimin bana da yapmıştı. "Ben yazar değilim ki" dediğimde; o bana bakıp "birçoğu da yazar değil, sadece kitap çıkarıyorlar" demişti. Güldük. Sonra ufaktan görüştük. Peyniraltı bittiğinde benim için. Üzülmüştü. Bense o zamanlar umursamıyordum. Sonra okul bitti. 

Ardıç kafe önceden daha güzeldi. gerçekten bitki çayı sevenler vardı. Gereksiz samimi davranan bir sahibi yoktu. Rafları doldurmak için kullanılan kitaplar da gözümüze sokulmuyorlardı. 

Cengiz'le buluşmadan önce; kendisine masör diyen bir adamın kucağında zıplamıştım. Masör müziği eşliğinde, huzurlu idi. Ormanda bir geyiktim. Kıvrılıp durdum. Adam her adam gibi, seksten önceki cümleleri söylemişti "hep görüşelim", güldüm, ittim, ağzıma aldıktan sonra, tık oturdum, "birazdan bu söylediğine pişman olacaksın" dedim. Kendimi aşağı atmamamın nedeni bu aşağılanma olsa gerekti, Eren ile Ceyda'yı düşündüm. Bir hayatı beraber paylaşıyorlardı, aralarına kimseyi sokmuyorlardı, bazen beni alıyorlardı sonra safra atar gibi atılıyordum. Adamı korkuttum; " sana tasınayım madem?", Kalktı, duvara dayadı, ellerini ellerime, içi içimde, "buna hazır değilim" dedi. Evliymiş ve istersem, hem karısını hem de beni aynı anda becerebilirmiş. Hepiniz aynısınız ve ben aslında size güvenmiyordum, ta ki Gizemler edalar ciddi ilişki denen normatifliği bana kakalayana kadar. 

Adamdan çıkınca ağladım, Mir allah belanı versin diye bağırdım, bol trafikli bir yere geldiğimde ters yürüdüm, hızlı. Athena çaldı kulaklarımda, bir araba çarpsın istedim. Kıvrıldım. Kimse çarpmadı. Cipralex attım susuz. Bir taksi durdu. Binmedim. Cengiz'le edebiyat sikiştirecektim. 

Ardıç kafede bitki çayı söylemedim. Kahve biraz. Cengiz mutsuzdu. Bir ilişki istiyormuş, kedisi kanserden ölmüş. Ben de "ilişkileri siktir et" dedim. ilk defa bu kadar açık söyledim, utandım. Güldü. Bunun için görüştüm dedi. Kitaplardan ve filmlerden gına geldi artık konuşmaktan. Bense tam tersi açtım edebiyata. Konuşabileceğim kimse yoktu. Cengiz'i yatakta düşündüm. Sonra utandım. Onun yanında insan huzur buluyor. Kedikanserdenölümü buluyor. Gökyüzünekadaraçık buluyor. 

Mutsuzluğuna çare bulamam, ama "Eski Yeni'ye gidelim" dedim. Bunu söylerken aklımda onunla sevişmek vardı. Arsızlığımdan yine utandım. Cengiz benimle konuşurken gözlerini kaçırıyordu, Abdurrahman da aynısını yapardı. İnsan insandan neden ölmez? Cengizleşmek istedim. Birden "ne olmak isterdin?" diye sordum. Rockçı dedi. Şaşırdım. Beklemedim. Bir müzik grubu vardı, popülerleşince; bırakmış, sarılmak istedim Cengiz'e. Kedisine ağlayabilirdim. Bense "sendikacı ya da solcu olmak isterdim" dedim. Nasıl? Devrimci mi dedi?
Beklemedi. "İnandığım bir şey olsun, bir yere bağlı olmak..."

Sustuk. Cengiz'in evine taşınabilirdim. Temizliğini yapardım. Çamaşır sulardım her yeri. Sonra boktan lavanta koktururdum. Bulgur pilavı, sonra salata, az tuzlu, biraz summak yöresel, Cengiz kilo aldığını bahane edip az yiyecek, dondurma yiyecektik, hiç yemediğim o kaymaklı şeyi Cengiz'le yemeye çabalayacaktım. Dubai'ye giderdik, Beyrut'a. Ellerimizde fotoğraf makinesi. Çocuk çekerdik. Caz dinlerdik. Travis mi iyi Teoman mı diye kavga ederdik. Tablo yapardık. Ben sıkılırdım vazgeçerdim. 

Sıradan bir hayat düşlemiştim, çürüdüm. Pelin Buzluk'tan bahsetti. Pırıldadım. "Bir öyküsü vardı onun, 2.9 saniye çok ilginç, aklımda kalmış, intihar ile ilgili." Anladım dedi. Anlamış gibi yaptı. Konuşmak istemiyordu. R'leri söyleyemeyen garson geldi. Çay istedim, biri çok açık. O uzaklara baktı. Sahlep kötüydü, Amasya'da sahlebi güzel yaparlardı. Sahlepçi Durmuş. Charlie Hebdo saldırısı olmuştu ve biz o gün Direnlerle sahlep içtik. İç yakan. 

Cengiz bana konuşmuyordu. İç döküyordu. Buna ihtiyacı vardı. Kedisi ölmüştü. Bir kadınla yaşamıştı bir süre. Önce sevgilisi sanmıştım anlatırken. Sosyal arkadaşı. Onu anlatıyordu. Susarak dinlemeye çalıştım. Bir kez olsun gerçekten birini dinlemek istedim. Genelde dinleyemezdim. Cengiz'i dinlemek istedim. Dinlerken de sinematografi kurdum. Arabasında Cengiz, Elton John dinleyerek işe geliyor, anlaştığı iş arkadaşı ile kahve içip, o günkü gelen kitapları diziyor. Yazarımsı müşteriler geliyor bazen. Onlara çay ikram ediyor. Evi paylaştığı kadından ayrılana kadar, bir ev kuruyor, film izliyorlar beraber, in the mood for love, birini dinlemek hiç bu kadar iyi gelmemişti. 

Ayrılırken, inanmayarak "bunu hep yapalım" diyorum. Cengiz yine aylarca aramayacak ve ben aylarca kimseyi dinlemeyeceğim. Belki Eren ve Ceyda ile Seğmenler Parkına gidersek onu da çağırırım. Pelin Buzluk gelirse onun çalıştığı yere benden bahsederken hatırlar belki beni, arar, Ev arkadaşım Eren ile tanıştırırım onu, Oya'nın yanında görürüm, kitap taşırken, Konur Sokak'ta. 

Bazı insanlara geç kalınır da, bazı kelimeler susuştur. 




5 Ağustos 2016 Cuma

Bir Onlar Bir Biz


                                       İbnelere' ya da kendine düzcinsel demeyenlere;
                                                                         


İbneler ile toplanmayı seviyorum. Çünkü onlarla konuşmak; bazen ihtiyaç duyduğum bir şey, bazen de bize dayatılandan farklılığı gösterebildikleri için seviyorum. Buluştum. Ya bileklerimi kesecektim ya da Emre'yi arayacaktım. Çinçin'in - Melih Gökçek'in daha dağıtamadığı yerin-  arkasında bir eve gittim. 

Sıkılmıştım. Dilek aramıştı da. Gitmemiştim. Onun makalemi ne yaptığımı, "Akademisyen olamazsın" diyen süt suratlı kadını sormasından, "Abdurrahman'ı unutmadın daha" diyecek bokluğuna katlanamazdım. Göç idaresi kaynıyormuş. Yabancılar hukuku, Kanunu, Ayten'in depresyonu - yalnızmış, daha evlenememiş, - Eren ile sikik mülteci hikayelerini dinlemek istemedim. Sözüm var dedim. 

Sıkılmıştım. Ayten ile geçen hafta buluştuğumuzda, sırf ibneyim diye kurumundaki ablası ile tanıştırmak için çağırmasından. Rolümü iyi oynadım. Kızmayın. Mutfakta ayten söyledi, "açık biri ama işte görmeden, değişmiyor, biraz bahset filan" dedi. İğrendim. Numune miyim lan ben?! Balkonu güzeldi. Abdurrahman ise severdi Ayten'i. Katlandım. Bak Abdurrahman; senin için numune de oluyoruz. Gayler çok cici.!

Sıkılmıştım. Ceyda ve Eren'in dönmemesinden. Berna'nın. Tuba'nın. Bir gizem. Mutfağa çağırdı da gittim. Bulaşık yıkadım. Krizdeydim. Gizem "anksiyete" dedi. 

Ev kalabalık. Dağılmışız. Biraları koydum. Çinçin gecekondularının ışığı yanıyordu daha. Yıllar önce; burada yakup vardı. Onu hatırlamıyorum artık. İlginç. 
Tanıştık kafaüstü. Yere oturdum. Bira açtım. Her biri ileride parlak kariyeri  ya da bir yerlerde memur olacak , gizli gay rolüne bürünecek, kimbilir evlenecek, biraz şansı olan kendi gibi yaşayabilecek, kalabalık eşcinsel sürüsüydü. İçimi huzur kaplamıştı. 

Emre hornet'e bakıyordu. Koli için. Kızdık. Bazımız. Bazımız ise "cinsel özgürlükten" bahsedip Emre'yi rahat bırakmamız gerektiğini söyledi.. Ben ise yavaştan Rıdvan ile konuşmaya başladım. Direk konuya girdi. "Kız seni farketmiyorlar mı?" Ne iş yaptığımı bilmiyordu ki. Güldüm. 

Geceye Mabel Matiz koklamasaydık olmazdı. Sinan sevmiyormuş. Ben de "ölü pantolon bizi anlatmıyor mu" dedim? Rıdvan "ufff" çekti. Melankoli takılacaksam, siktirmeliymişim evden. 

- "Ferzan Özpetek filmlerinden fırlamışsın gibi" dedim sonra ben Rıdvan'a. Cahil Periler. Duymamış. Ayıpladı Emre; "kız Ferzan Özpetek'i nasıl duymazsın?" Zaten filmlerden fırlamadık mı biz?

- Güzel film.  dedim. "Koray da var; "seversin Rıdvan" dedi Emre. 
"Kargo" açtık sonra. Renklerin içinde.

Pencereye kalktım. Bira keyfimi getirmişti. Rıdvan az sonra şebnem ferah kasetleri getirdi. "Bunu dinleyelim sadece" dedi. Güldüm. "Olur?" Sinan hiç konuşmamıştı. 

- "Kız sen bir heteroya mı aşıksın?" dedi. Bira ağzıma takıldı. "Nereden bildin?" Çünkü her ibne bir gün bir heteroya aşık olur. Rıdvan "ben heteroseksüel erkeklere inanmıyorum, herkes biseksüel" dedi. Çinçin'de ışıklar daha sönmemişti. Atletli bir adam çekirdek çitliyordu. Sevgilimle oğlum diyordu Şebnem Ferah.

- "Biseksüel olduğunu farkeden erkeklere içelim o zaman!" dedim. 

- Herkese veren pasiflere! Aktif ama gayim diyenlere! İntihara kalkışmamıs lubunyalara!

Kahkaha attık. "Sertap erener açalım ya" dedi Mustafa. cigara sarıyordu. Koktu. Şaşırdım. "İçer misin" dedi. "Aşığa iyi gelir." dudağını ıslatıp sararak sırıttı. Gözleri küçüldü.  Kürtçe şarkı açtı Sinan. 

Rıdvan "ayyy uff tam başladık şimdi." Sus kız faşist!" dedi Sinan. 

- "Bu var ya MHP'ye oy verdi." dedi Sinan bana dönerek. Kahkaha attım. İnanmadım. "Evet, ne olmuş?" dedi rıdvan. "Nasıl ya?" Sonra "ben lisedeyken MHP'li birine aşık olmuştum." dedim. Pişman oldum söylediğime. 

- "Ay ne yapayım ülke bölünsün istemiyorum" dedi rıdvan. Güldü Emre. Rıdvan'a Ouz'u  gösterdim. Beğenmedi. "Verdin mi kız ona" dedi. "Yok" dedim. Gülümsedim. "O şimdikinden daha da hetero. Öyle her erkek biseksüeldir ayakları sökmez ona!" . 

Cigara öksürttü. Emre çok güzel çekti. Cigaranın ucundaki ateş alev aldı. Koktu etraf. Özlemişim. Emre'nin yanına geldim. Omzumu açtım. Öptü Emre. Rıdvan "Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar" şarkısına eşlik ediyordu. Bu gece yeryüzü arabesk! 

Emre'ye sarıldım. Kokuyordu. Cigara dönüyordu.

- "Tecavüze uğradım!" dedi rıdvan. Birden. Şarkı devam ediyordu. Yanına gidip; dans ederek; "tecavüz bize bahşedilen bir onur, senin bu bölünmesini istemediğin ülkendeki erkekler tarafından" diye fısıldadım. Emre'nin ağzını öptüm. Dilimledim. Cigaradan biraz daha aldım. 

-"HIV Pozitifim ben de" dedi, Mustafa. Zor gece olacaktı. "Keşke içmeseydiniz be şunu" dedi Emre. AIDS ile HIV Pozitif aynı şey değiimiş.? 

- "Babama oral seks yaptım bir keresinde "dedi Sinan. Bu kadarı fazlaydı. Emre'ye dokundum. Omzunu sıktım. Ağlamamalıydım. Güçsüz görünme faslını Abdurrahman'a vermiştim. 

Bizden alsınlar artık ağlamalarımızı, alsınlar yere batmalarımızı, alsınlar bizden kelimelerimizi, bizden alsınlar, biz suskun olalım, biz sakin olalım, biz başaralım, bize ne efendi çocuklar desinler, bize ruh hastası bu demesinler, bize ne kadar işinde presentable desinler, bize akademi desinler, plaza desinler, beyaz mobilya desinler,,,

Sustuk. Türkçeden sıkıldık. Güney Afrikadan bir şarkı açtım. Barış bıçakçı koksun istedim. 

- "Bir sene boyunca bana iş vereceğini düşündüğüm adama verdim." Emre. İş vermemiş. Bir süre erkeklerden uzak durdum. "Kız arkadaş bile yaptım" dedi. Bu gece sevişecektim onunla. 

Çinçin ışıklarını kapattı. Atletli adam içeri geçmişti. Bana düşeni de oynamalıydım. 

- "Bir gün Diyarbakır'a sevdiğim adamın köyüne kaçarken; param yoktu; üç kişiye aynı anda verdim. Günlerce kanadı."   Bitirdim rolümü. 


Güney Afrikalı şarkıcı; şarkısına devam ederken; cigara dumanları arasında Küçük iskender bize şiir yazdı sanki; 

seni ilk gördüğüm gün;
bir martı oydu iki gözümü de.


29 Temmuz 2016 Cuma

Meleklerin Düş Yaşamı ya da Çocuk


                                                         bu yazı bütün samimiyetimle yazılmıştır.
Her hakkı satılıktır.
                                                       Aileme; 

Beşir'e kahve yapmamıştım. LGS'ye hazırlanmam gerekti. Mutfakta ders çalışırken tokat atmıştı. Ağlamadım. Kitaplarımı alıp yukarı eve çıktım. Problemleri hiç anlamıyordum. Dershaneye gidemezdim; ablam babamı emekli etmek için; uğraşıyordu. Aptal arapça şarkıları arasında problemleri çözüyordum. Ablam; son ay kalmış emekli yatırımı için babam ile konuşuyordu. Bir yandan bana bakarak; "söz ver baba emekli olunca Tarık'ı dershaneye götüreceğiz; artık eve harcayacaksın parayı olur mu?" demişti. Zeki bu çocuk. Okuyacak, göreceksin. 

İsmi Evren. Hornet'teki ismi ise Emre. Eve çağırdım. Eren kızmadı. Küçüktü. Çay yaptım ona. Üstelik çay yaparken abdurrahman'ın dediği gibi çayı koyduğumuz demliği ısıtmıyorum, çok demli olmasın diye. Çocuk ile konuştuk. Çorumlu. Memur. "Hayat böyle" dedi. Öpüştük. Eren görmedi. Uyuyordu. Sarıldık. Dudaktan öptü beni. Çok güzelsin dedi. Güldüm. Pencerenin yansımasından görüntümü gördüm. Çocuk yine sarıldı. 

O sene okul - aile birliği'nden kayıt parası almak için türlü yalanlar uydururken anladım ki babam emekli maaşını bize harcamayacaktı. Bunun bedelini Okul-Aile birlği'ne söylediğim yalanlar ödüyordu. Kazanmıştım. Dershaneyi de ücretsiz giderek hem de. Kavga etmeden önce; FEM; FETÖ olmadan önce. Kazanmıştım. OyakBank- Asker arası o güzel okulu. Servis yoktu ama olsun iyiydi. 

Çocuk yani Emre yani Evren çok güzel sevişiyordu benimle. Uzun uzun. bir tatil öğlesi gibi. Birayı serin serin yudumlar gibi. Dudaklarım sarhoş olmuştu. Kısık sesle konuşuyordum. "Nereden Öğrendin?" o ise kadınlardan dedi. Kadınlardan. Yere yığıldım. Omzumu açtı. Öptü. Adım adım. Sakin bir kavga. Trafikte kalmış gibi. Hiç bitmeyen otobüs durağı gibi. Gözleri çok güzeldi. Gülüyordum. 

Çiçane'ydi adı. Sanırım arapça karışımı bir kelime. Çingeneden türeme. Çok çocukları vardı Çiçane'nin. Hülya iyi taso oynardı. Kızkardeşim Leyla da. Leyla hepimizden iyi taso oynardı. Tasolarda bütün mahalleyi yutup sonra Hülya'ya verirdi. Çiçane'nin diğer kızına. Esra kızardı. Leyla'nın salaklığına. Ben de. Leyla acırdı onlara. Mahallede, futbol oynayınca beni kaleye koyardı, gol yerdim; Hülya'yı ise forvet'e. Severdi ondan Leyla'yı; Çiçane'nin çocuklarını. Biz Leyla'ya kızardık. 

Arkama geçirdim. Aletini tuttum çocuğun. Tam sokacak iken; "bir dakika; yüzünü görmek istiyorum" dedi. Nasıl? Öyle olmaz ki. Olsun dedi. Döndüm yüzümü. Elini yumuşattı. İçime soktu. Güldüm. Diğer eli ile vücudumu okşuyordu. Sonra; hazır mısın dedi? İçime girdi. Gözlerini kapama. Sarıldım. Hırıltı çıkardım. Omzuma dudakları ile gezdirdi. Seni seveceğim dedi. 

Annem; Çiçane'ye yemek artıkları gönderirdi. Zaten kendisi güzel yapmazdı. Kimse gitmek istemezdi. Leyla; taso ile borcunu ödüyordu zaten. İş bana kalıyordu. Evleri leş kokardı. Yağmur yağardı, dam akıtırdı. Soğuktu. İçeride bir sürü çocuk vardı. Götürdüğüm yemeklere sevinirlerdi. Bizim zorla yediğimiz. Babam kızardı Anneme. Mahalle kızardı Anneme. Annem Çiçane'ye acırdı. Bense o eve gitmek istemezdim. Deli Orhan bizi döverdi. Korkardım. 

Çocuk; yani Emre Yani evren; Çay içti; şeker kattı. Espri bile yaptık. Belime sarıldı. Testeron etkisi gitmemiş herhalde dedim. Anlamadı. Giderken yarın ararım seni dedi. Mutlu oldum. İlk defa severek yaptım dedi. Güldü. Yanağıma bir öpücük kondurdu giderken. Umut; dedim, hayat ne güzel, umut ile. Çay sıcaktı hala. Coldplay açtım kendime. Güzel uyudum. 

Murat'ı severdi Çiçane. Demirçelik'te çay satıp aldığı bahşişlerle - ki çaycılar nasıl bahşiş alıyordu bilinmiyordu - Çiçane'ye yemek götürürdü. Acırdı onlara Murat. Çiçane'ye kızmazdı. Eşi Şeyhmus'a kızardı. Murat; güzel abiydi o zamanlar. Azmimi görüyor bana Demirçelik'teki memur hayatını anlatırdı. Severdi beni. Hülya ve Azize ile oynamamıza da kızmazdı. 

"Akademisyen ışığı görmüyorum sen de" dedi; ülkede bilim kalmış gibi. Suratına Bir Düğün Gecesi fırlatmak istedim. Bunu söyleyen kadın; Ölüm oruçları zamanında öğrenciydi muhtemel. Şimdi ben de ışık görmüyormuş, ağladım. Abdurrahman işsizmiş işsiz olmasına rağmen çabalarını takdir ediyormuş onun. Doktoraya kesin alırmış onu. Beni bir düşünürmüş. Arkada Nazım Hikmet bize bakıyordu. Ben olmamışım daha. Yetişmem gerekmiş. 

Çiçane'nin evi yıkılınca gitti mahalleden. Onlar yok iken biz kaldık en fakir. Leyla büyüdü, oynamasına izin verilmedi. Ben de ders çalışıyordum zaten. Beşir, Şükrü ve Murat'ın bakkallarına bakıyordum sessiz. Ablam sakatın evinden ayrıldı. Dayak yedi. Bize yerleşti. Sevinmedik. 

Türk Kanser Polikliniği önünde ağladım. Kolejde. Eve varamadan tutamadım kendimi. Abdurrahman'ı aradım. Sesi artık anlamını kaybetmişti. Anlattım. Takma dedi sadece. Takma. Herkes akademisyen olamaz ki; demedi. Buna benzer bir şey dedi. Eve geldiğimde; çocuk ile yani emre ile yani evren ile seviştiğim yere yığıldım. Sinir krizi geçirdim. babamın yuvarladığı çığın altında kaldım dedi Nilgün Marmara. 

TRT-2 vardı o zamanlar; bunlar daha kavga etmemişti; güzel filmler yayınlardı TRT- 2 - Dünya kuşağı vardı, ah güzel dünya - Beşir kızardı bize. Soğuk filmleri izliyoruz diye. Ama Murat ile ben her Cuma akşamı Dünya Kuşağı yapardık. Gazoz getirirdi. Before the rain'i ilk orada izlemiştim. Requiem for the dream; daha bir çok dünya filmleri, takeshi kitano, japon filmleri;
Sonra bir gün Meleklerin Düş Yaşamı diye fransız bir filmi; iki kadın; özgür; biri yaşam dolu, diğeri seviştiği adam kendisini terk ediyor diye 29unda intihar ediyor; Müziği de (aşağıda) çok güzeldi. 

Murat 29 yaşındaydı. İntihar etmedi. Kendisinin bile anlamdıramadığı bir tarikata üye oldu ya da kendi dediği gibi sadece gidip geliyor; 

Ben de 29 olacağım. Nilgün Marmara ve Zafer Ekin Karabay da 29'unda öldü. 

Sadece bir tutam sevgi dilenmiştim. 





18 Temmuz 2016 Pazartesi

Bir Düğün Gecesi

                       karaktere ithaf edilir mi; edilirse; Bir Düğün Gecesi'nden Tezer'e; 


"İntihar etmeyeceksek, içelim bari!".

Dilek anlamadı. Bense Adalet Ağaoğlu'nu düşündüm. Elimde Bomonti şişesi. Dedim; "Hadi 90'lar yapalım, kendimize;" Açtık oradan Emel Müftüoğlu; Hovarda.; Tayt giydik; başımıza bandaj bağladık, makyaj yaptık deli. Eren yoktu. Evde ben, Dilek vardık. Dün gece çok korkmuş dilek. Boyuna anlatıyor. Dinlemek istemiyorum. Benimse aklım abdurrahman'da. O zaman dedim kendime. Bir Düğün Gecesi.! Evet o kitap benim kitabımdı. Ben Tezer'dim. Çöken, çürümüş, bencil, ayyaş, gerçi orada koskoca bir darbe geçmişti. Dilek, Feridun Düzağaç açtı. Ergenliğimize Ağıt. Ouz'a ağıt. "Ouz çok severdi" dedim dilek'e. Kimi? Feridun'u. Şimdi dinliyor mudur bilmiyorum? İçim kasıldı. Kavun kestim dilek'e. 

Seçil önermişti bana bir düğün gecesi'ni. Edebiyatımsı bulmuştum ilk okuduğumda. Uzak gelmişti. Sonra; Kovulmadan önce gittiğim yazma kursunda; öykümü başarılı bulan ünlü yazar; "Sen bir düğün gecesi'nden fırlamışsın" dediğinde; tekrar okudum. 

Sahi ben her yerden kovulan, beni sevmeyen siz düzcinseller; Viva la vida; siz kendinize bir hayat biçenler, siz bu memleketin çürümüş aydınları, bizi yenik düşürdünüz; bizi ezdiniz, bize bırakmadınız, Hey bill! Bu ülke; kirli çamaşır sepeti; ARÇELİK - BOSCH; 

Bu gece sarhoş olma zamanı; Time of Darbe. "Ağlarsan Düşerim" diyor Feridun. Dilek, suskunlaştı. Dilek gelmeseydi; Cavit ile grup yapacaktık. Hiç tanımadığım biri arkamdayken hiç tanımadığım biri siki ağzımda olacaktı. Kabul ettim hiç düşünmeden. Ama Dilek; "Korkuyorum, yanına gelebilir miyim?" dedi. Ya da buna benzer bir şeyler. Gittik bir önceki gün; kalabalıktan yaptığı satıştan sonra supermarket olması muhtemel marketten; içki aldık. Adam; "geç kaldınız" dedi ama siz tanıdıksınız" diye de ekledi. 

her yere yetişilir; Hiçbir şeye geç kalınmaz ama  

"Eğer adam biraları vermeseydi; memeleri dokundurtman karşılığında bize biraları verir miydi Dilek?" dedim.  Dilek "değişme" dedi. Bana hep böyle ol. Hep GÖT. Hep patavatsız. Güldük. Memelerine bakıyordu Dilek. 

Abdurrahman aradı. Gündüz konuşmak için; aslında yardım istemek için ben aramıştım. Ağladım telefonda. Yaparız sandım; O gece aramamasının nedeni; aranacak bir önemin olmadığıymış. Eren'i de aramamış. Daha da ağladım. Ben demek ki onun için herkesmişim. Dilek'i kovmak istedim. Feridun "Birgün aklımı bulamayacağım" diyor hala. Peki dedim; "eğer ben seni hiç arayıp sormazsam, hiç demez misin? Tarık'ın arkadaşlığı önemliydi, ona ihtiyaç duyuyorum demez misin?" Ben iyi olacaksam önemli değilmiş. 

Televizyonu açtı Dilek. Dayanamadı. Korkuyoruz; Biz aydınlar; biz solcular; yarım ağızlılar; kemalistler; biz yerden göğe haklı olanlar bizi korkttunuz; aferin size; hey bill, 

Kızılay kalabalığı gösteriyor televizyon. Feridun kızacak bize. Emel müftüoğlu da. Herkes kızacak. Ağlamam durmuştu. Dilek'e anlatmadım. Eren'e de anlatmayacağım. 

kalk git artık Dilek! Ouz'u arasam mı? Kız arkadaşı var mıdır? İntihar etmeyeceksek...?

Dilek gitti. Kaan aradı. Bu gece; yalnızları yoldan toparlayan onlara kahve yapan mami rolünü oynayacağım. Kaan; Kinem'i çok seviyormuş, yarın doğum günüymüş Kinem'in, lafın nereye geleceğini anladım; 

Hey Bill; bak bize ne yaptın? En solcumuzu acınır hale getirdin; Çürüttün bizi Bill, Sınıf mücadelesi, Bill, anla; Emek; Kaan'ın suratına bira şişesi geçirsem mi? Sonra Ouz; Sonra Cavit ya da; bacak omuza Cavit; bir elim öbürünün sikinde boşaltmak isterken; Kaan; Komünist Parti; sahi devrim vaktiyle bir ihtimaldi; Kaan; ANLA; Anla; 

Verdim. Para. Erkekler dedim; ya  para istersiniz benden ya da sikmek. Aylarca aramayıp bugün araman ben de "olaydan" sandımdı. Dedim. Bu gece lafımı sakınmak yok! Mazzy star; "kayboldum içinde" derken; Kaan'a son bir kahve yaptım. 

Bir gece abdurrahman uyurken; yastığının baş ucuna para koymuştum; üstünü örttüdüm; O, Memleketin otogarları kokuyordu;  o gün hastaneye yürüyerek gelmişti. Sonra; son görüştüğümüzde; "ben sana o günkü parayı vereceğim" demişti ilk fırsatta. Bekliyorum; o parayı vermek için; arayacak mı beni? Eğer verirse; kendime hediye alacağım o parayla; onun yapmadığını yapacağım; bana yapmadığınızı! 

Bana yapamadıklar! birikim yaparım olmadı; beyaz eşya alırım; borsa oynarım; Starbucks'a giderim; parfüm alırım; ama kendime yalnızca kendime harcarım; Münevver'in yanına giderim; Yusuf belki; Amasya'ya giderim; ayakkabı alırım; akıllı telefon alırım; Gizem'in düğününe çeyrek alırım; kupa bardağı alırım; Takım elbise; gömlek alırım; 

Kaan'a bozuk attım; zaten o da gitti. İstediği paraydı; arayıp zamanımı almasına gerek yoktu; verirdim. 

Abdurrahman ve Sikko Nuri Bilge'nin ta fransalardan ödül alınca kullandığı en güzel cümle "yalnız ve güzel ülkem"  için bir kez daha ağladım. Koltukta uyuyakalmışım. 

Ouz'u arasam mı?

12 Temmuz 2016 Salı

Suçlusun




                           Aşk; sahip olmadığın birine, var olmayan bir şeyi vermektir
                                                                                             Aslı Erdoğan 

Suçluydun. Hatırlasana; Yakup'tan sonra kendine heteroseksüel diyen erkekleri sevmeyecektin. Bunu söylerken, kar altında soğuk Ankara'da bekleyişin aklına gelirdi. Sevmemeliydin. Bunu kendine yapmamalıydın. Hem zaten kimse anlamazdı, sadece sevdiğin yazarlar dışında. For example; Nilgün Marmara, Zafer Ekin Karabay. Ahmet Arif'in mektuplarını okumakla aşka sahip çıktığını mı sanıyorsun? Yanıldın. 

Ama yaşadın. Yaşamın hücrelerine girmek istedin. Örgütleştin, birkaç kırık eylemlere katıldın. SolcuAbilerine göt vermek isterken kendini tuttun, ne de olsa yoksuldun ve yoksullukla mücadele etmek okuduğun bölümün sana sunduğu çözümleri yetmiyordu, devirmek lazımdı. Sistemi. Birgün Ouz'a aşık iken, Ouz'un (ah çok özlüyorsun, gittiğin bayram ziyaretinde gece vakti karşılaştığın lise arkadaşında Ouz'dan birkaç kelime duymak istedin?) deniz manzaralı evinden bahsedince Ezgi; sana bir gün devrim yapınca, herkesin deniz manzaralı evi olacak demişti. İnanmıştın. Ya da inanmak istedin. Kredi taksitlerin olmadan önceydi. Hep özgür kalacağını sandın. Unutmak istediğindi o eylemler. Yakup'un pasifizeliğine inat, sen değiştirmek istedin. İlk yenilgin ibneliğini keşfedince; -ibneliğinle keşfetmeye orantılı ilerlemedi solculuk. - tiksindin, devrimden. Çünkü SolcuAbilerin daha önemli dertleri vardı. 

Belki de o sınırda tanıştın Abdurrahman ile. Bir ev düşledin belki. Bir akademik nüans istedin. Makalemsi yaşam. Döner ayran kestin. Kızılay - Kurtuluş yolunda tekrar bulmak istedin masumiyetini. 

Çocukluğun izin vermezdi birini sevmene neden inanmadın buna,? Sen ki aile ve çocukluğunla lanetlenmiş bir karayazıydın. Gökyüzü gibi bir şey, hiçbir yere gitmeyen diyor ya sevdiğin şair. Gitmedi. Utanç duydun. Belki dedin unuturum. Abdurrahman olursun. Persona, içiçe geçmek. İzin vermezlerdi bilmiyor muydun? Suçlusun. Açılmamalıydın. Diğerleri gibi oynamalıydın oyunu. Hiç olmamış gibi. 

Abdurrahman'ın da senin gibi acıları mı sandın? Yakup mu sandın onu? Erkekler, içlerine mi gömer sandın, Ne umdun? Ne umulur söyle? Seks ve para tek istedikleri. Evlilik dedikleri bunu meşrulaştırmaktı. Bak senin gibi konuştum yine, aktivist ağızları. 

Çok yenildin o dernekte. Hakkını yemesinler çok da çalıştın, hani dedin özgürlük, belki bir çıkış umuş, bir rota, bir kayboluş. Olmadı, tekrar düştün. Bir kale gibi. Şimdi kaçmak istiyorsun, hiç kimsenin seni bilmediği bir küçük şehire. Karaman'a belki. Maraş'a. Adını daha önce hissetmediğin. Hastane odasında çürümek istiyorsun. Abdurrahman; sana "nerede değilsen, orada mutlu olduğunu sanırsın" demişti. 

Çok özlüyorsun onu. Yine de aramıyorsun. Ne durumda olduğunu Eren'den bile sormaya çekiniyorsun. Çünkü diyorsun ki, bir aşk, bir aşk sadece kendini kandırmaktır, bir masala, ki onlar anlamaz, anlamayacakları için konuşsunlar istemiyorsun. 

Hazan aradı seni. "Sünepe" dediği zaman, onun için, burnun sızladı. Telefonu kapadın. Ağladın. "Hep kendine maço diyenler sikti seni, bir de sünepe siksin ne olacak" demen çocukluğundan intikam almaktı. İşte şurası, itfaiyecilerin olduğu yer. Hatırlasana, daha çocukken, dokundurtmuşlardı sana. Gerçi sen de tanımak istedin. Kudurgan bir enerjin vardı. Suçlusun, yaşamı tanımakla. Hissetmekle. 

Kelle paçacıya giderken, o adamı görürken ağladın. Hiç sevilmediğini düşündün. Birinin kaşığından kelle paça içmedin, pulbiber ağzına takılmadı hiç. Öksürmedin. Adam ne güzeldi. Karşısındaki çirkin. Abdurrahman'a Eren'in sana verdiği ikinci el telefonunla ilgili soru sorarken, aklında bu sevilme isteği mi vardi? 

Dünyaya yakup için okuduğun meydanı, şimdi okumaya üşenmişsin. Ah, dedin. 
Şimdi içi boşalmış kese gibisin. Sadece yaşıyorsun. SESbaşKanı Hüsnü bile seni sinir etmiyor. Okuduğun kitaplar iyi etmiyor seni. Küçümsediğin Amerikan dizileri izliyorsun. İsteyen herkese hayır demeden para veriyorsun. 

Yazar da olamadın. Akın'a malzeme oldun. Herkese malzeme oldun. Sen sadece bir malzemeden ibaretsin. Sevmekten, çocukluktan yaratılmış.

Suçluydun, sevmemeliydin. Kendine düzcinsel diyenleri. Halbuki o kelimenin anlamını bilmediklerini yüzlerine vurmaya bile cesaretin yoktu. 
Suçlusun, sen starbucks'ta americano içen bir gay olamayacaksın. Çünkü çocukluğun bir lanet gibi üstünde. 

Kendine gelme. Ölme. Yıllar sonra sana staj yapmaya gelen öğrencilere mesleğini küçümse. Bizim zamanımızda böyle değildi de. Abdurrahman'ı unut. Onun düzcinsel hayatına saygı duy, ya da onun düz hayatına. Kendine bir rol biç. Mesela Abi, mesela Bey, mesela Sinik Mesela Ailesine bakan Mesela Sanat.

Bir daha asla severek aynı suçu işleme. 


30 Mart 2016 Çarşamba

Hangi Örgüttensin?

Yuvarlak oturuluş. Böyle grup terapisi yapılırkenki gibi. Niye geldim bilmiyorum? Sendika toplantılarını sevmiyorum. İlk girişimde yabancılaşmıştım. Hüsnü tiz sesiyle, "niye yabancı gibi duruyorsun ocam, geç şöyle" dedi. Kulağımdan trafik geçti. Korna sesi. Oturdum. Konuşulanları dinlemeye çalışıyordum. Hüsnü'ye uzaktan bakıyorum. "Ali beni faceten eklemiş" demişti, Ali, kendisini sikmemi istiyorun solcucası. Bir ara bir kadın "emekçi sınıf, sermaye piyasası, böyle olmaz..gibisinden konuşuyordu. Elimi yüzüme götürdüm. Yüzümü ekşittim. Rona ile bir an bakıştık. SENDİKA EŞ BAŞKANI. Sıkıldım. Sıkıldım. Olmuyor. Bu cümlelerinizle olmuyor. 
Hüsnü bir şeyler yazıyor. HALKEVCİ. Rona ve Hüsnü SES'e yapılacak eğitimi düzenlemediler, gündem yoğunluğundan. EĞİTİM: LGBTİ'lere ayrımcılıkla mücadele. Rona odaya ilk girdiğimde, beni gördüğüne şaşırdı, HERŞEYİ BİLEN-ler. 

Huzur duyduğum yer yok artık. Neden böyle oldu? Gerçekten bilmiyorum. Yani herkesten korkuyorum, herkesin beni kandıracağını, sömüreceğini hissi hiç gitmiyor. Üniversitede çok mücadele ederdim. Koşa koşa giderdim. Şimdi niye olmuyor? Biri tokat atsın bana. 

ilk komünist partiden tiksindim. Kadın hala konuşuyor. Kadının hangi örgütten olduğunu düşünüyorum. Hangi yüzde birlik olmayan bir siyasi partiden entegre, sendikayı kendi partisi için örgütlenme aracı olarak kullandığını düşünüyorum. 
Sert olduğuna göre, kesin ortodoks marksist bir parti. SDH. KALDIRAÇ. 

Bitirse? Bitsin. Aslında buraya Özge için geldim. O demişti. "Sen yaşayan bir şeysin" onu hala kendime kanıtlamak için. Yaşayan bir şey olmak için. GENE. 

Hüsnü başını kaşıdı hızlı hızlı. Ne güzel. Demek ki kafasını karıştıran bir şeyler hissediyor. Güzel adam aslında. Neşeli de. Raconu da iyi biliyor. Kaptırmaz başkanlığı yanisi. Boğaz çizgileriyle fantezi kuruyorum. 

Kadın sustu. Ama onu aratmayan başka biri konuşuyor. Dayanamıyorum. Ağlamak istiyorum. Gözlerim doluyor. Rona'ya "başka bir toplantım var" deyip çıkıyorum. Böyle yapmak gerek. Senin de gündeminin yoğun olmasını sürekli belirtmelisin. Ağır olmalısın yoksa sallamazlar. Bak Eren'e, KAOS peşinde. TUNA'ya bak. 

Dışarı çıkıyorum. Asansörde dayanamayıp boşalıyorum. Allah'ım neden içimdeki kurdu öldürdün? 
Ne yaptım? Mücadele etmemem için neden yaptın bunu bana? 
Rahatlıyorum.